CEBİNDE BİR
KİTAPLIK TAŞIMAK MI?
(Dijitalin Ortamın Girdabında Kitap)
CÉDRIC BIAGINI-GUILLAUME CARNINO
Google’ın isteklerine uzun süre karşı çıktıktan sonra, Fransız Ulusal
Kütüphanesi (BNF) Ağustos ayı ortasında, bünyesindeki eserlerin dijital
ortama aktarılması için Google’la pazarlıklara başladığını açıkladı.
Sanal ortama geçerek “sıvı”laşan bu devasa kültür ırmağı nereye doğru
akacak? Kim bunu denetleyecek? E-kitabın yükselişe geçişi, bazılarının,
evrensel kütüphane hayallerinden ve ticari devleşme içinde, demokratik
alanın sulandırılacağından fazlasıyla korkmasına neden oluyor.
Amerikan Kongresi ile Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu
(UNESCO), otuz iki ortak katılımcıyla birlikte, 21 Nisan’da, Dünya
Dijital Kütüphanesi’ni (WDL) açtı. Site, dünyadaki tüm kültür mirasına
dair kaynaklara bedava erişim olanağı sağlıyor. UNESCO’dan (1) Roni
Amelan’ın açıklamasına göre, bu sitenin ana 2,13 milyon Euro) aktardı”.
Bu proje Europeana’ya ve Google Books’a eklendi. Europeana, 2008’de
Avrupa Komisyonu tarafından açıldı; amacı ise, Avrupa Birliği’ne üye
devletlerin ulusal kütüphanelerinin ve diğer koruma mecralarının sahip
olduğu mirası internet üzerinde erişilebilir hale getirmekti. Google
İmparatorluğu, gerçeği bütünüyle ele geçirme girişimi dahilinde, kendi
sanal kütüphanesini – ki artık yedi milyon yapıt içeriğine sahiptir- ilk
geliştirenlerden biri olmuştu. (2)
“İnsanlığın bütün bilgilerinin” bu dijital ortama aktarılmasıyla eş
zamanlı olarak, e-book’lar, reader’lar ve hatta elektronik kitapların
gelişim süreci başladı. 2001’de, büyük bir patırtıyla lansmanı
yapılmasına rağmen, birinci nesil e-book tam bir başarısızlık örneği
oldu. Ancak bugün zorla da olsa, çok daha uygun bir bağlam içinde geri
geliyor: dijital teknoloji yaşamlarımızı istila etti ve insani
etkinliklerin giderek artan bir bölümü makinelere devredildi. Amerikan
devi Amazon, (satılan içeriği, Amazon üzerinden online satın alabilmeye
olanak tanıyan) Kindle’ı; Sony, Reader PRS 505’; Philips’in bir yan
şirketi, iRex ve iLiad’i; ve Booken Cybook’u ortaya sürdü. Telefon
operatörleri de piyasayı ele geçirmek istiyor: Orange, Read & Go, SFR
ise GeR2’yi çıkardı. PDA’lar (Personel Digital Assistant) yani kişisel
dijital yardımcılar ve iPhone başta olmak üzere cep telefonları da
içerik öne sürüyor. Bu da demek oluyor ki, farklı okuyucularla, onlarla
bağlantılı dosya formatları (PDF, Mobipocket, HTML, TXT, vs ... )
arasındaki savaş giderek şiddetleniyor. Zaman zaman birbirinden ayrılan
bu görüşler ve çıkarlar, derin bir mantığa ve ortak bir stratejiye
bağlı. Kitap, dört bir yandan kuşatıldı ve dijital düzene geçmeye
zorlandı. Çok uluslu elektronik şirketleri, Web’in devleri,
start-up’lar, kitabı, maddesellikten çıkmaktan da teknolojiden de
kurtulamayacak bir saha, bir kazanç kaynağı olarak görüyorlar. Bu
gelişimin, Fransa açısından ekonomik sonuçlarına bakacak olursak:
yayınlanan yetmiş beş bin başlık ve satılan dört yüz seksen beş milyon
nüsha, 2007’de, 3 milyar dolarlık iş hacmi yarattı, bu da dijital
ortamda yayınlanan kitapların, açık ara farkla, ilk kültür endüstrisini
oluşturduğunu gösteriyor.
Kitap zincirinin birçok aktörü kararsız. Bu aktörlerin, dijitale
yönelmelerine asıl sebep olan şey, elektroniğin devlerinin, yeni
teknoloji meraklılarının ve e-book’un bazı ateşli öncü-kuramcılarının
coşkulu söylevlerinden çok, geri plana atılma, sonra da yok olma
korkusu. Kendi kendini yöneten kehanet mekanizması gayet iyi işliyor.
Domino etkisi, tüm aktörleri dijital ortama geçmeye zorluyor: alanı
Amerikalılara bırakmamak amacıyla (Gallica projesi) (3); “kitap
piyasasındaki dış organizasyonları” birbirleriyle yarıştırmak amacıyla
(4); “büyükler” tarafından geride bırakılmaktan kaçınmak amacıyla (5)
vs… Eleştirel bir söylem formüle etme girişimleri, her zamanki nakaratla
karşı karşı kalıyor: Güncel değişimler karşısında gösterilecek
tepkilerin en kötüsü, tutucu ve teknolojiden korkan bir tutum
sergilemek, başka bir deyişle, önünde sonunda, yayımcılığın oligopol
piyasasının iktidarını pekiştirmekten öteye geçemeyecek, başarısızlığa
mahkûm ve ister istemez sığ bir statüko politikası sergilemek
olacaktır.” (6) diye açıklıyor Jérôme Vidal.
En büyük yanılsamalardan biri de, dijitale yönelimin, eğer doğru dürüst
planlanırsa, kitap zincirinin, vasat bazı düzenlemelerde bulunarak,
ekonomik modelini ve yapısını korumasına olanak tanıyabileceğini
sanmaktan ibaret. Alire-SLF’e göre, kitapçılık “bütün dijital
olanaklardan sonuna kadar yararlanabilir” ve kitapçılarla yayımcılar
“aracı rolünü daha iyi oynayabilirler” (7). Ancak, ilk zamanlarda,
geleneksel yayımcılık modeline özenilecek olursa, dijital dünya, aracı
aktörlerin (kitapçılar, yayımcılar, kütüphaneler) statüsünü büyük oranda
değişikliğe uğratacaktır. Her teknolojik devrimde, önceden yapılanı yeni
baştan yaratmakla işe başlanır: matbaanın başlangıcında, el yapısı
majüsküllerin kopyaları yapılır; televizyonun ilk zamanlarında – medya
kendine özgü biçimini yaratana dek - radyo yayınları, tiyatro yapıtları
ve tartışmalar çekilir.
Çünkü bir teknoloji hiçbir zaman nötr değildir; ikisi de her zaman eş
anlı olarak meydana geldiğinden kendisinin iyi ya da kötü kullanımlarına
bağlı değildir. Bir teknoloji yeni bir dünya açar, eskisine kıyasla,
kendine özgü nitelikler ve kusurlar barındıran bir dünya; o halde, büyük
eğilimleri ve bu teknolojinin teşvik ettiği yaşam biçimlerini düşünmek
gerekir (örneğin, kapanıp, İnternet’in araştırmacılara sağladığı katkıyı
analiz etmeye çalışmanın anlamı yok). Kendi değerlerine ve özel
mantığına göre işleyen yeni bir kültür mecrası olan Web, aracı yapılara
kısa devre yaptıracak. “Toplum, aracı kuruluşlar tarafından örgütlenmiş
bir topluluk olarak tanımlanmaya bir son verip, birey ölçeğinde
mikro-birimlerden oluşan bir bütün olmayı amaçlıyor.”(8)
On line satışın gelişmesi yüzünden daha şimdiden ciddi anlamda darbe
yiyen kitapçılar, en önce yok olmaya mahkûm aracılardır – tabii,
“dijital aracılar”ın (yani veritabanı yönetcilerinin) işlevinin onların
işinin bir uzantısı olduğu dikkate alınmazsa. Onlar bu mesleği, bir
bölgeye, bir gerçekliğe, bir varoluşa nüfuz etmiş, kitaplara,
tavsiyelere, fikir alışverişine ve rastlantıya adanmış bir mekâna
girebilmek için seçtiler.
Kütüphanelerin durumuna gelince, kültürel ve entelektüel anlamda
zenginleşmenin, sanal bir ağ üzerinden, sonsuz sayıda metni inceleme
olanağı sayesinde kolaylaşacağını düşünmek, eşitliğin, eğitim ve sosyal
yapı işi olmadığını, ancak giriş eşitliğine indirgendiğini –zaten
sınırsız güç hayallerini de beslediğini (“cebinde bir kütüphane
taşımak”)- kabul etmek anlamına geliyor. Tam tersine, özgürleşme
hareketleri, kesin fırsat eşitliğine dayanan bu liberal görüşe karşı
savaşmış, egemen sınıfların sık sık vaat ettiği “bilgi karşısında tek
başına” sloganın çok ötesinde, halkın eğitimini savunmuştur. Fransa’da,
çok sayıda kitap, erişilmez olmak bir yana, kütüphanelerde – ki her iki
kişiden biri sıklıkla kütüphaneye gitmektedir! – bulunabilir.(9)
Elektronik kitap ne kadar kendini kabul ettirirse, yayımcının işlevi ve
becerisi de o kadar gereksiz hale gelecektir. Kitabın maddiyeti ve
üretim koşulları (fabrikasyon fiyatı, yayım/dağıtım, yazar hakları
yönetimi) nedeniyle şu an için vazgeçilmez görülse de, her tür basılı
üretimin özünde olan seçim işlemi, her şey çok daha düşük fiyata
yayınlanabildiğinde, artık o kadar da belirleyici olmayacaktır.
Kısacası, e-book’un başlattığı değişimin kalbi belki de burada
atıyordur, kitabın –ve onunla birlikte ilerleyen bütün bir kültürün-
maddiyeti bir kez ortadan kalktığında, metinselliği de bozulacaktır. Bir
hipermedya nesnesi olacak ve geleneksel biçiminin tam anlamıyla dijital
formatta yeniden üretimi başarısızlığa uğrayacak. Dijitalle kâğıdın
birlikte varolmasından yana olanlara şunu hatırlatmakta fayda var,
matbaanın ortaya çıkışını izleyen otuz yıl boyunca, el yazmalarının
üretimi hatırı sayılır ölçüde gelişmiştir, ta ki, piyasa doyma noktasına
ulaşıp, ardından basılı olana yönelene, el yazması da zamanla bir
koleksiyon nesnesine dönüşene dek. Günümüzün koşullarıyla paralellik
heyecan vericidir (üretim çokluğu, vs…), öyle ki, kağıt/dijital
biçiminde ikili basımdan yana argümanlar, kitabı, sadece grafik bir
nesne oluşundan ötürü ilgiye layık bir ürün haline getirmektedirler.
Desteğin niteliği ve çevresi okuma biçimini de etkiliyor. İnternet,
etkililiğe, dolaysızlığa ve kitle iletişimine ayrıcalık tanıyor.
Dijital, “hipermetin” ve multimedya, Amerikalı psikologların, kağıt
üzerinde doğrusal okumayı zorunlu kılan “deep attention” (derin dikkat)
ile karşılaştırdıkları, bir tür “hiper-dikkat”e yöneltiyor insanları.
Geleneksel okumanın, bedensel olarak da dayanılmaz olma riski kendini
gösteriyor. Bu da demek oluyor ki “Yeri, bilgi edinme becerisi
tarafından doldurulan kavrama yetisinin tasfiyesi”ne tanık olacağız.
(10) Nicholas Carr’ın şunun altını çiziyor: “İnternet girişimcilerinin
isteyecekleri en son şey, yavaş, verimsiz ya da konsantre okumaya
özendirmektir. Dikkat dağınıklığına özendirmek, ekonomik çıkarları
lehine olacaktır.”(11)
Buna karşılık, kitabın gücü, belli sayıda fikri cisimleştirmesi ve
onları maddeleştirmesinden kaynaklanıyor, demokratik tartışmanın alanını
oluşturan da bu zaten. Tarihçi Roger Chartier, basılı yayınların
içeriğinin ötesinde, asıl 18. yüzyılda toplumsal alana yayılan bireysel
ya da kolektif okuma eyleminin kendisinin, nasıl “Fransız Devrimi’nin
kültürel kaynaklarını”, yani eleştirel aklı, argümanlara dayanarak
tartışma alışkanlığını, siyasi fikir alışverişini yarattığını, ve bunu
edebiyat salonlarından, köylerdeki gece toplantılarına dek, sesli
okumaların ortak dikkat alanlarını var ettiği her yerde sağladığını
gayet iyi ortaya koymuştur.
Kâğıt kitap, doğrusallığı ve sonluluğu içinde, maddeselliği ve varoluşu
içinde, hız kültüne karşı koyan sessiz bir alan oluşturuyor. Kitap,
tutarlı ve dile getirilmiş bir düşünce için, ardı arkası kesilmeyen
bilgi ve talep akışlarının ve ağın dışında, bir demir atma yeri, bir
kayıt aracı; ve son direniş alanlarından biri olarak da yerini koruyor.
(1) Laurie Haslé, “L’internationale des e-bibliothèques”, 20minutes.fr,
27 Nisan 2009.
(2) Bkz. Robert Darnton, “La bibliothèque universelle, de Voltaire
à Google”, Le Monde diplomatique, Mart 2009.
(3). Jean-Noël Jeanneney, Quand Google défie l’Europe. Plaidoyer
pour un sursaut, Mille et une nuits, Paris, 2005.
(4) “Accueillir le numérique ? Une mutation pour la
librairie et le commerce du livre”, adlı rapor, Association des
librairies informatisées
et utilisatrices de réseaux électroniques (Alire) et Syndicat de la
librairie française (SLF).
(5) Bkz. Joël Faucilhon, “Un monde d’informaticiens et de
manutentionnaires ? Livre indépendant et nouvelles technologies”, dans
l’ouvrage collectif Le Livre : que faire ?, La Fabrique, Paris, 2008.
(6) Jérôme Vidal, Lire et penser ensemble. Sur l’avenir de l’édition
indépendante et la publicité de la pensée critique, Editions Amsterdam,
Paris, 2006.
(7) “ Accueillir le numérique ?”, age.
(8) Pascal Josèphe, La Société immédiate, Calmann-Lévy, Paris, 2008.
(9) Benoît Yvert, “L’avenir du livre”, Le Débat, no145, Paris,
Mayıs-Ağustos 2007, s. 6.
(10) “Formation et destruction de l’attention”, Arsindustrialis.org,
2008.
(11) “ Google nous rend-il stupides ?”, Les Cahiers de la librairie, no
7, Paris, Ocak 2009.
(12) Roger Chartier, Les Origines culturelles de la Révolution
française, Seuil, Paris, 1990.
© YAZIYOR, 2011 | Gizlilik |
İletişim | Üyelik |
YAZIYOR | Site Haritası |